Kayseri’de Kış ve İçimde Biriken Sessiz Soru
İlgili Yazımız: Bite ne iyi gelir evde çözüm ?
Bugünkü makalemizde “Kimlik inşası ne anlama gelir” ile ilgili dikkat edilmesi gereken noktaları inceliyoruz.
Kayseri’nin kışı her zaman sert olur derlerdi, ama ben asıl sertliğin havada değil, insanın içinde başladığını bu kış fark ettim. Sabahları camın buğusunu silerken dışarıya bakmak artık bana aynı şeyi hissettirmiyordu. Eskiden kar yağınca içim açılırdı; şimdi ise sanki her kar tanesi üzerime düşen bir soru gibi ağır geliyordu.
O sıralar 25 yaşındaydım. Ne tam çocukluğun rahatlığını taşıyordum ne de yetişkinliğin netliğini. Günlerim iş aramak, aileyle konuşmalar, eski arkadaşlarla yarım kalmış sohbetler arasında gidip geliyordu. Ama içimde en çok yankılanan şey tek bir soruydu: “Kimim ben?”
Bir gün yine defterimi açtım. Yazmayı severim, çünkü bazen konuşamadığım şeyleri sadece kâğıt dinler. O gün tek bir cümle yazdım:
“Kimlik inşası ne anlama gelir, ben neden bu kadar kaybolmuş hissediyorum?”
O cümleyi yazdıktan sonra uzun süre deftere baktım. Sanki cevap oradaydı ama ben göremiyordum.
“Kimlik inşası ne anlama gelir?” sorusuyla ilk karşılaşmam
Bu soruyla ilk ciddi karşılaşmam bir seminerde olmadı. Bir kitapta da değildi. Bir iş görüşmesinde oldu.
Ankara’ya gitmiştim, küçük bir umutla. Kayseri’den çıkıp büyük şehirde kendimi bulacağımı sanıyordum. Oysa büyük şehir insanı bulmuyor, biraz daha dağıtıyor.
Görüşmede bana sıradan sorular soruldu. Nerede okudun, daha önce ne yaptın, neden bu işi istiyorsun…
Ama sonra beklemediğim bir soru geldi:
“Sen kendini nasıl tanımlarsın?”
O an sustum. Çünkü ezberlenmiş hiçbir cevap işe yaramadı. “Çalışkanım”, “sorumluyum”, “uyumlu biriyim”… Bunların hiçbiri içimdeki boşluğu doldurmuyordu.
O odadan çıkınca ilk düşündüğüm şey şu oldu: Ben kendimi gerçekten tanıyor muyum? Yoksa sadece başkalarının bana yapıştırdığı etiketleri mi taşıyorum?
Otobüse bindiğimde camdan dışarı bakarken içimden şu cümle geçti: “Kimlik inşası ne anlama gelir, ben bunu neden bilmiyorum?”
O an fark etmeden aslında bu sürecin tam ortasında olduğumu bilmiyordum.
Kayseri’ye dönüş ve içimde büyüyen çatlak
Kayseri’ye döndüğümde şehir aynıydı ama ben aynı değildim. Evimiz, sokaklar, mahalle bakkalı… Her şey yerli yerindeydi ama içimde bir şey yerinden oynamıştı.
Babam “Ne oldu iş görüşmesi?” diye sorduğunda “olmadı” demek bile ağır geldi. Çünkü sadece bir iş değil, kendime dair bir şey de olmamış gibi hissettim.
O akşam uzun süre balkonda oturdum. Soğuk yüzüme vuruyordu ama içimdeki sıcaklık daha rahatsız ediciydi. Sanki bir şeyler eksikti ama ne olduğunu bilmiyordum.
Defterimi açtım yine. Bu kez daha uzun yazdım:
“Belki de kimlik dediğimiz şey sabit bir şey değildir. Belki de insan sürekli kendini yeniden kuruyordur. Ama ben neden bu kadar yoruluyorum?”
Cevap yoktu. Ama soru büyüyordu.
Aile, Beklentiler ve Görünmeyen Baskı
Bizim evde çok konuşulmaz ama çok düşünülür. Herkesin zihninde ayrı bir plan vardır, ama yüksek sesle söylenmez.
Annem bazen çay getirirken yüzüme bakar, bir şey demek ister gibi olur ama susar. O suskunluk, kelimelerden daha ağırdır.
Bir akşam yemek masasında konu yine işlere geldi. “Şu ilana başvurdun mu?”, “bu kursa gitsen iyi olur” gibi cümleler havada dolaştı.
Ben sadece başımı salladım.
Ama içimde başka bir şey vardı. Sanki herkes benim için bir yol çiziyor ama kimse “sen ne istiyorsun?” diye sormuyordu.
O gece odamda ışığı kapatmadım. Tavana bakarken düşündüm: Kimlik inşası ne anlama gelir? Eğer herkes benim yerime karar veriyorsa, ben nasıl “ben” olacağım?
O sorunun ağırlığı, odanın sessizliğinden bile daha büyüktü.
Arkadaşlarla konuşmalar ve görünmez kıyas
Bir süre sonra eski arkadaşlarımla buluştum. Kimimiz çalışıyor, kimimiz yüksek lisans yapıyor, kimimiz başka şehirlere gitmişti.
Masada herkes bir şeyler anlatıyordu. Başarılar, planlar, yeni hayatlar…
Ben ise dinliyordum.
İçimden sürekli kendimi kıyaslıyordum ama bu kıyaslamanın sonunda hep eksik kalan ben oluyordum.
Bir arkadaşım “Sen ne yapıyorsun şimdi?” diye sorduğunda kısa bir sessizlik oldu. Sonra “bakıyorum” dedim.
O an kendimi küçük hissettim. Ama bu küçüklük fiziksel değil, varoluşsal bir küçüklüktü.
Evime dönerken yürüdüğüm yol daha uzun geldi. Sanki şehir büyümüş, ben küçülmüştüm.
Kimlik İnşası Ne Anlama Gelir? İçimdeki Çözülme
Zaman geçtikçe bu sorunun cevabını dışarıda aramayı bıraktım. Çünkü dışarıda ne kadar ararsam arayayım, içeride bir şey sürekli yer değiştiriyordu.
Bir gün sabah erken uyandım. Kayseri’nin gri ışığı odaya doluyordu. Ne telefonumu elime aldım ne de bir şey açtım.
Sadece oturdum.
Ve ilk kez kendime dürüstçe şunu söyledim:
“Ben ne olduğumu bilmiyorum ama bunu kabul etmekten korkuyorum.”
İşte o an, kimlik inşası ne anlama gelir sorusu zihnimde başka bir yere oturdu.
Belki de bu, hazır bir cevap bulmak değil, cevap aramaya devam edebilmekti.
Belki de kimlik, tek bir büyük karar değil; küçük kırılmaların, denemelerin, vazgeçişlerin toplamıydı.
Ama bunu bilmek, hissettiğim boşluğu hemen doldurmadı.
Küçük değişimler, büyük farklar
Sonraki günlerde küçük şeyler yapmaya başladım. Yürüyüşe çıktım. Defterime daha sık yazdım. Bazen sadece insanları izledim.
Bir gün bir parkta otururken çocukların koşuşunu izledim. Onların hiçbir şeyi sorgulamadan sadece o anı yaşamaları bana tuhaf bir özlem hissettirdi.
“Ben ne zaman bu kadar düşünmeye başladım?” diye sordum kendime.
Cevap gelmedi.
Ama içimde bir şey yumuşamaya başladı.
Sanki kimlik dediğim şey, bir anda bulunacak bir şey değil de, zamanla şekillenen bir yol gibiydi.
Bir sabah fark ettiğim şey
Bir sabah yine erken uyandım. Bu kez içimdeki ağırlık biraz daha azdı. Aynaya baktım ve uzun süre kendime baktım.
Yabancı değildim artık. Ama tam olarak tanıdık da değildim.
İkisi arasında bir yerdeydim.
Ve o an düşündüm:
Kimlik inşası ne anlama gelir?
Belki de cevap şuydu: Kendini bitmiş bir şey gibi değil, hâlâ yazılan bir hikâye gibi görebilmek.
Hâlâ Devam Eden Bir Yol
Bugün hâlâ her şey net değil. Hâlâ bazı günler kendimi kaybolmuş hissediyorum. Hâlâ bazı sorular geceleri daha yüksek sesle konuşuyor.
Ama artık bu beni eskisi kadar korkutmuyor.
Çünkü öğrendiğim bir şey var: İnsan bazen kaybolarak da kendini bulmaya başlıyor.
Kayseri’nin sokaklarında yürürken artık sadece dışarıyı değil, içimi de dinliyorum. Ve biliyorum ki kimlik dediğimiz şey sabit bir duvar değil; sürekli örülen, bazen yıkılan, bazen yeniden kurulan bir yapı.
Ben de o yapının içindeyim.
Ve her şeye rağmen hâlâ yazıyorum.